Hamilelik Aşamaları ve Belirtileri

0
187
1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan (3 oy, ortalama: 5 üzerinden 5,00)
Loading...

Aybaşı Kesilmesi

Âdetleri daha önce muntazam olan sağlıklı bir evli kadının aybaşı olmaması, gebe kalındığı fikrini kuvvetle uyandırır. Ancak, en az on gün bir gecikme olmadan bu belirtiye asla güvenilemez.

Genel kanının aksine, günü gününe 28 ya da 30 günde bir aybaşı olan bir kadına ender rastlanır. Bu sorun son zamanlarda, normal kadınlar üzerinde, birçok araştırmalara konu olmuştur. Özellikle, hemşireler üzerinde yapılan araştırmalarda aybaşı günlerinin tarihleri, özellikleri düzenli olarak kaydedilmiştir. Bu araştırmalardan elde edilen sonuçlara göre, kadınların çoğunun (% 60’ının) siklus’larında (bir aybaşından İkincisine kadar geçen sürede) beş günü aşkın oynamalar görülmüştür. Aynı kadınlarda, sağlıkları üzerinde hiç bir kötü etki yapmadan, 10 günlük oynamalar bile görülmüştür.

Gene de bu gibi koşullar altında 10 günden fazla bir aybaşı gecikmesinde gebelik ihtimali söz konusudur. Eğer ikinci bir aybaşı daha atlanırsa, elbette ki, ihtimal çok daha artacaktır.

Aybaşı olmaması, gebelik belirtilerinin en önemlisi olmakla birlikte hiç âdet görmeden gebe kalınabileceği gibi, gebe kalındıktan sonra aybaşlarının devam ettiği de görülmüştür.

Birinci şık için birçok örnek derhal akla gelir. Sözgelimi, bazı doğu ülkelerinde genç kızlar çocuk denecek yaşta evlendirilmekte ve bunlar daha aybaşı olmadan gebe kalmaktadırlar. Ya da süt veren kadınlar ki, genellikle bu devrede âdet görmezler, pekâlâ gebe kalabilmektedirler; daha ender de olsa, artık âdetten tamamen kesildiğini sanan yaşlıca kadınlar (menopoz dönemine girmiş olanlar) gebe kaldıklarını anlayınca şaşırıp kalmaktadırlar.

Öte yandan, gebe kaldıktan sonra bir iki defa âdet gören kadınlar da sayıca az değildir. Ne var ki, hemen her zaman bu âdetler eskilere kıyasla daha kısa sürmekte ve az olmaktadırlar. Böylelerinde ilk aybaşı normal 5 gün yerine, genellikle 3 gün, bunu izleyen aybaşları ise ancak bir

kaç saat sürmektedir. Bütün gebelik süresince bazı kadınların aybaşı oldukları söylenmekte ise de, zaten doğruluğu şüpheli olan, bu gibi vakalar üretim organlarında bir arı- zaya bağlı olsa gerektir. Aslında: Gebeliğin herhangi bir zamanında dölyolundan gelen (vaginal) bir kanama anormal olarak kabul edilmeli ve derhal doktora haber verilmelidir.

Aybaşlarının durması gebelikten başka birçok nedenlere bağlı olabilir. En sık görülen nedenlerden biri, ruhsal olup, özellikle gebe kalma korkusu ya da aşırı çocuk sahibi olmak isteğidir. İklim değişmeleri, üşütme ve bazı kronik hastalıklar da (kansızlık gibi) aybaşlarının kesilmesine sebep olabilirler.

Memelerdeki Değişmeler

Birçok kadınlar aybaşı öncesi memelerinde geçici, hafif bir şişmeye bağlı ağırlık ve dolgunluk hissederler. Gebelikte memelerde görülen belirtiler bu değişmelerin biraz daha şiddetlisidir. Böylece memeler daha iri, daha sert ve hassas olurlar; genellikle bir dolgunluk ve çekilme hissi ile birlikte, meme ve meme başlarında (mamilla) karıncalanma hissedilir. Bazı vakalarda ağrı bile duyulabilir.

Zamanla, meme başları ve çevresindeki kabarık esmer kesim (areola) daha da esmerleşir.Areola daha da belirginleşir ve çapı genç kızlarda ender olarak 4 sm.’i geçerken, zamanla 5, giderek 7 sm. e ulaşır.Areola içinde gömülü olan ufak bezler gebelikle birlikte büyür, ufak pürtükler meydana getirirler.İlk olarak ondokuzuncu yüzyılda ünlü bir İrlandalI doğumcu olan Montgomery tarafından ayrıntılı olarak açıklandığından, adları «Montgomery Tüberkülleri» diye kalmıştır. Montgomery tüberkülleri gebeliğin yaklaşık olarak 8. haftasına doğru meydana çıkarlar. Anne adayı, başlangıçta farkında olmayabilirse de, doktorun araması gereken ilk değişikliklerden biridirler. Bütün bu değişikliklerin çocuğun emzirilmesiyle ilgili olduğunu söylemek, sanırım gerekmez. Dördüncü aydan başlamak üzere (bu tarih bazen değişebilir), meme başı sıkıldığında mavi gümüşümtrak yapışkan bir sıvı akacaktır. Bu, asıl ana sütünün habercisidir; adına kolostrum denir. Gebeliğin sonlarına doğru bazen o kadar fazla gelebilir ki, çamaşırları korumak için meme başlarına ufak kompresler koymak gerekebilir.

Aynı tarihlerde (dördüncü ay) meme başlarının üzerinde, onları tahriş eden, giderek ağrılara yol açan kabukçuklar oluşabilir. Bu durumda, meme başları ılık suyla fazla tahriş

etmeden yıkanmalı ve sonra iyice kurulanmalıdır. Gebeliğin beşinci ayına doğru areola’nın hemen etrafındaki normal meme derisinin esmer lekelerle kaplandığı görülebilir; «ikincil areola» adı ile anılan bu durum, kadın daha önce hiç çocuk emzirmemiş ise, hemen hemen en kesin gebelik belirtisidir.

Memelerin büyümesi ve faaliyetlerinin artması sonucu, doğal olarak beslenme ihtiyaçları da artacağından, buralara kan taşıyan damarlarda da bir gelişme görülür. Meme cildinin altında seyreden ve normalde hemen hemen görünmeyen kan damarları gebelikle beraber daha belirginleşir ve bazı durumlarda bütün göğüs üzerinde çaprazlama damarlardan örülü bir ağ görülebilir.

İlk kez gebe kalan kadınlarda, memelerdeki bu değişmeler gebelik teşhisi bakımından yardımcı olabilirlerse de, daha önce çocuk doğurmuşlarda ve hele bir yıl öncesine kadar süt vermiş olanlarda teşhis açısından büyük değer taşımazlar.

Sık Sık İdrar Etme İhtiyacı: Sidik torbasının örselenmesi sonucu sık sık idrara çıkma ihtiyacı gebeliğin ilk belirtilerinden biri olabilir. Bu olay dölyatağının (uterus, rahim) büyüyerek mesanenin kaidesini germesine bağlanmaktadır. Bu nedenle tıpkı idrarla dolmuş ve gerilmiş bir mesanenin uyandırdığı ihtiyaç duyulmaktadır.

Gebelik ilerledikçe dölyatağı havsaladan (pelvis) yukarı çıkar ve mesane basınçtan kurtulduğundan sık sık idrara çıkma ihtiyacı da duyulmaz olur. Gene de belirtinin daha sonraları yeniden ortaya çıkma ihtimali vardır. Çünkü, son haftalarda bu kez de çocuğun başı mesane üzerinde basınç yapmaya başlar.

Ama bu, ne kadar sıkıcı olursa olsun, başlangıçta olduğu gibi, son haftalarda da, günde alınması gerekli en az 6-8 bardak sıvının, miktarını azaltmak için asla bir neden olmamalıdır. Eğer gebeliğin son haftalarında bu ihtiyaç geceleri sizi uykudan uyandıracak kadar fazla duyulursa, gerekli sıvı miktarı yatmadan 6 saat öncesine kadar alınmış olmalı ve ondan sonra da sabaha kadar hiç bir şey içilmemelidir.

Bulantı: Gebelerin yaklaşık olarak üçte biri hiç bir bulantıdan şikâyet etmez. Diğer üçte birinde, ilk aylarda, özellikle sabahları bir bulantı dalgası gelip geçerse de kusmaya kadar gitmez. Bazı gebelerde ise, bulantılar ağır kusmalara

yol açar. Bu sabah bulantılarının ortaya çıkmaları genellikle görülmemiş olan âdetin ikinci haftasına rastlar ve bir ayla altı hafta içerisinde kaybolurlar. Bu hal birçok diğer rahatsızlıklarda da görülebildiği için, sözgelimi basit bir mide- barsak bozukluğu gibi, diğer kesin gebelik belirtileri ile birlikte ortaya çıkmamışsa teşhis için bir değer taşımaz.

Dölüt (Foetus, Cenin) Hareketleri: Eskiden, gebeliğin belli bir döneminde dölütün birden canlanıverdiği sanılırdı. Bu kanı geçerli olduğu zamanlar, dölyatağı içinde yeni bir hayatın oluşumunun ilk belirtisi annenin «bebeğin oynadığını» duymasıydı. Bu kanıya göre çocuk, hareketleri duyulduğu andan itibaren yaşamaya başlardı.

Bugün artık biliyoruz ki, çocuk aşılanma (ilkah) anında yaşamaya başlayan canlı bir organizmadır. Çocuğun hareketleri yaklaşık olarak beşinci ayın sonlarına doğru karnın alt tarafında hafif bir seyirme şeklinde hissedilir. Dölütün ilk hareketleri genellikle o kadar hafiftir ki, gerçekte ona ait olup olmadıkları konusunda anne emin olmayabilir. Ne var ki, bu hareketler sonraları öyle güçlenir ve şiddetlenir ki, gebeler uykularından uyanıp ve çocuklarının ileride cambaz mı yoksa futbolcu mu olacağını düşünürler…

Birçok bebekler tam sağlıklı ve canlı olmalarına rağmen, dölyatağı içinde çok az hareket ederler. Bir iki gün tamamen hareketsiz kalmaları ender rastlanır bir olay değildir. Çocuğun oynadığını duymamak, onun öldüğüne ya da sakat olduğuna bir işaret olmayıp, karın içinde, hareketlerini annenin kolayca duyamayacağı bir biçimde dertop olduğunu gösterir. Giderek bebeğin dölyatağı içinde uyuyabildiği kesin olarak saptanmıştır. Annesinin duyduğu hareketli ve durgun dönemler, mümkündür ki, onun uyanık ya da uyur olduğu dönemler olsun. Hiç bir hareket hissedilmeden 3-4 gün geçerse, doktora başvurulup çocuğun kalp seslerinin dinlenilmesi istenebilir. Bu sesler duyulduğu sürece hiç bir yanlışlık söz konusu olmaksızın bebeğin hayatta ve sıhhatte olduğu anlaşılır.

Dölütün hareketlerinin gebe kadın tarafından duyulması, kesin olarak gebelik teşhisi koyduracak kadar karakteristiktir. Ne var ki, bazı kadınlar barsak gazlarının yol açtığı karın-içi oynamalarını çocuğun hareketleri kabul ederek, gebe olduklarını sanmışlardır. O halde, bir kadının çocuğun hareket ettiğini duyduğunu iddia etmesi gebelik için kesin bir kanıt sayılmamalıdır. Gebelik ilerledikçe, bazı durumlarda kesin teşhis konduktan çok sonra, anne adayı başka değişikliklerin de farkına varacaktır. Bunlardan en belirgin olanı, karnın zamanla büyümesidir. Daha üçüncü ayın sonunda mons veneris’in (ane kemiği) üstünde yumuşak bir kitlenin oluştuğu görülebilir. Bu, zamanla daha da büyüyecek ve beşinci ayın sonunda göbeğe doğru genişleyecek ve Şekil 1’de görüldüğü gibi, nihayet karnın büyük bir kısmını dolduracak olan gebe dölyatağıdır. Terzinizin bütün çabalarına rağmen, dölyatağı göbek hizasına çıktığı zaman, yani beşinci ayın sonunda, gebelik artık dışarıdan bakıldığında anlaşılacaktır. Bundan sonra onu saklamak pek mümkün değildir. Belli etmemek için sıkı korseler giymek çok tehlikelidir. Birçok ciddî sakatlığa yol açabilir.

Gebeliğin son aylarında, karnın alt taraflarında, ince yara izlerini andıran pembemtrak çizgiler ortaya çıkabilir. Bu çizgilere derinin iç tabakalarında meydana gelen çatlaklar yol açmaktadır. Derinin bu katları üst tabakalara kıyasla daha az esnek olduklarından, içeriden büyüyen dölyatağın basıncıyla, yer yer gerilir ve çatlarlar. Bunlar bazen kalçalarda ve memelerin gergin kısımları üzerinde de görülebilirler. Çocuk doğduktan sonra bu izler (doktor dili ile ver- jetür’Ier) sedef beyazlığında çizgiler olarak kalırlar. Birçok genç kadın bu ufak kusuru gözlerinde büyütürlerse de, günümüze dek önlemenin emin bir çaresi bulunmuş değildir. Gene de her gün 10 dakika cildin zeytinyağı ya da herhangi bir yağlı kremle ovulması yararlı olabilir. En iyi usul, derinin birkaç katını parmaklar arasına alarak hafifçe mıncıklamaktır. Ölçü üzerine ısmarlanmış ve karnı çok sıkmadan yalnızca aşağıdan destekleyen bir gebelik korsesi takmak da bu çatlakları önlemeye yardımcı olabilir.

Cildin bir diğer değişmesi de, özellikle esmerlerde, ane kemiğinden göbeğe, hattâ daha yukarılara kadar uzanan koyu renkli bir çizginin ortaya çıkmasıdır. Gebeliğin bitiminde bu esmer çizgi silinmeye başlar ve zamanla tamamen kaybolur.

Bir önceki makalemiz olan Tüp Bebek Nedir ve Kimlere Uygulanır? başlıklı yazımızda tüp bebek ve tüp bebek tedavisi aşamaları hakkında bilgiler vermekteyiz.


CEVAP VER