X
    Kategoriler: Hamilelik

Embriyonun Gelişimi ve Oluşumu

DOĞA’NIN gizemleri arasında ufacık bir doku parçacığı olan insan yumurtasının, üç buçuk kiloluk, bağırıp çağıran bir bebek haline gelmesi sırasındaki olaylar kadar bilinmeyen, inanılmayacak ve eksiksiz bir ikinci mucize hemen hemen yok gibidir. İlkel kabileler de zaten bu olayı bir mucize olarak kabul etmiş ve insanüstü güçlere bağlamışlardır. Giderek cinsel ilişkinin bu olayla bir ilgisi olmadığına bile inanmışlardır.

Bugün bile Doğu Avustralya’da bazı ilkel kabileler kız çocuklarının Bahiloo (ay) tarafından, oğlan çocuklarınsa yakınlardaki yaşayan ormanlar kertenkelesi Boomayahmayahmul tarafından «imal» edildiğine inanmaktadırlar. Bu ilkel insanların kanısınca orman tanrıları tarafından ruh olarak hazırlanan bu bebekler coolalabah ağaçlarının dalları arasında saklı dururlar ve yanlarından geçen kadınların içine gizlice girerek onları gebe bırakırlar. Kabilenin kadınları şiddetli fırtınalarda sıkı sıkı örtünürler ve bu coolalabah ağaçlarının sarkık dallarının yanından geçmemeye özellikle dikkat ederler.

Atalarımız hayli uzun süre bu gibi inançlara sahip olmuşlarsa da, bugün artık gebeliğin bir dişi tohum hücresi ile

(yumurta – övül) bir erkek tohum hücresinin (spermatozoid) birleşmesinden meydana geldiğini biliyoruz. Yumurtalar (ovüller), dölyatağını iki yanında asılı duran beyazımtrak, badem şeklindeki yumurtalıklardan (over) aydan aya bir tane olmak üzere çıkarlar (Şekil 2).

Yumurta ile spermatozoidin birleşmesine tıp dilinde fekondasyon, yani aşılanma (ilkah), halk dilinde ise döllenme (konsepsiyon), yani gebe kalma denmektedir. Döllenen yumurtanın, her yumurta gibi, büyüyebilmek için bir yuvaya, bir yatağa ihtiyacı vardır. Aşılanmış yumurta için rahat bir yatak gerekli olduğuna göre, bu yatağın her ay nasıl hazırlandığını ve sırası gelmişken kadınların ne için aydan aya âdet gördüklerini kısaca gözden geçirelim.

Annelikte Âdetlerin Rolü: Anneliğin, diğer bir deyimle gebe kalmanın genellikle mümkün olduğu dönemde (13 ile 45 yaşlan arası) her kadın aydan aya âdet görür. Kural olmamakla beraber, her âdet gören kadın gebe kalabilir. Öte yandan, âdet görmeyen kadın kısırdır. Görüldüğü gibi, âdet ile gebelik olayı arasında çok sıkı bir bağ olması gerekmekte ve doğal olaylar hiç bir zaman amaçsız olmadığına göre, âdet kanamaları gebelik olayında önemli bir rol oynamaktadırlar.

Âdet kanamasının oluştuğu organ dölyatağı (rahim, uterus) olup, havsala (pelvis) içinde, dölyolunun (vagina) üst kısmına yapışık, gebe olmayanlarda boyu 7 santimetre, içi boş, armut biçiminde, kas dokusundan oluşmuş bir uzuvdur. Bu organın iç yüzünü döşeyen zarı (endometrium) her gün düzenli olarak gözleyebilseydik önemli değişmeler saptardık. Bir âdetin bitiminden hemen sonra bu zar ancak bir buçuk milimetre kalınlıktadır. Bunu izleyen günlerde yavaş yavaş kalınlaşır, kanla dolar ve dölyatağı bezleri gittikçe faaliyetlerini artırarak besleyici bir madde yapmaya ve salgılamaya başlarlar ki, eskiden buna «rahim sütü» denirdi. Beklenen âdetten yaklaşık olarak bir hafta önce bu olgunlaşma, doruğuna varmıştır: Dölyatağınm içini döşeyen zar kalın, yumuşak bir kadife dokusundadır; içi kanla ve bezlerin salgısıyle dolmuştur. İşte bu rahat ve besleyici döşeğe, eğer bu sıralarda aşılanmış bir yumurta varsa, gelip gömülür.

Bütün bu uğraş tek bir amaca yöneliktir: Aşılanmış yumurtaya rahatça beslenip gelişebileceği uygun bir yatak sağlamak. Kuşkusuz, eğer yumurta aşılanamazsa, bütün bu

hazırlıklara gerek kalmadığından, bugün bile nasıl çalıştığı kesinlikle bilinmeyen bir mekanizma harekete geçecek, ergin dölyatağı zarı parçalanacak, kan ve bezlerin salgısı rahim boşluğuna dökülerek kollum’dan (dölyatağı kanalı) geçip, beraberinde yumurtayı da sürükleyerek dölyoluyle (vagina) dışarıya akacaktır. Diğer bir deyişle, aydan aya görülen âdet kanaması, aşılanmış bir yumurtanın yerleşme ve beslenmesi için yapılan hazırlıkların yıkılışının dış görünümünden başka bir şey değildir; misafir gelmediği için hazırlanan yatağa gerek kalmamakta, bu yüzden de sökülüp atılmaktadır. Görülüyor ki, âdet kanaması eski yatağın atılıp, bir sonraki ay için yeni ve taze bir yatağın yapılması hazırlığıdır.

Yumurtlama ve Aşılama: Peki, ya yumurta aşılanırsa neler olmaktadır? Her ay şaşmaz bir düzenle iki yumurtalıktan bir tanesinin yüzünde bir kabarcık meydana gelir. Bu kabarcığın içinde bir sıvı içinde yüzen, gözle ancak görülebilecek kadar ufak bir yumurta vardır. Normal bir dikiş yüksüğü rahatça bunlardan 3 milyon kadarını içine alabilir. Bu minicik yumurta, kalıtım yoluyle edineceğimiz bütün kişisel özelliklerimizi özet halinde taşır; ileride erkek ya da kız olarak gelişmeniz ve bunun gereği geçirdiğiniz o bilinmedik fiziksel olayların yanısıra, sizin ve atalarınızın gerek fiziksel, gerekse ruhsal bütün özellikleri de bu minicik yumurtada saklıdır. Babanızın kara gözleri ya da uzun boyu, annenizin piyano çalmaktaki ustalığıyle, büyükbabanızın matematik dehası da orada gizli durmaktadır. Bütün bunlar ve daha binlerce yetenek, ileride ortaya çıkmak üzere, bu cümleyi bitirecek olan noktanın dörtte biri büyüklüğündeki bu taneciğin (ovül’ün) içindedir.

Doğal olayların çoğunun başlıca özelliklerinden olan şaşmaz bir düzenle over üzerindeki bu kabarcık her ay belirli bir günde çatlar ve bir yumurtayı dışarı atar. Bu olaya ovülasyon (yumurtlama) diyoruz. Ovülasyonun meydana geldiği belirli günün bilinmesinin büyük önemi vardır: Yumurtalıktan çıkan yumurtanın (övül) aşılanması ancak ilk yirmi dört saat içinde mümkün olduğundan, yalnız bu süre içinde kadının gebe kalma şansı vardır. İki âdet arasındaki diğer günlerde ise kadın, nazarî olarak, gebe kalamaz.

Çeşitli kanıtlar, yumurtlamanın, bir önceki âdetin ilk gününden saymak şartıyle 10 ile 14 cü günler arasında olduğunu göstermektedir. Demek oluyor ki, gebe kalabilme şansı,

âdetlerin bitiminden bir hafta sonra en fazladır. Bu hesap doğru olmakla birlikte, birçok istisnaları da vardır ve yumurtlama siklusun 9 ile 18 ci günleri arasında herhangi bir zamanda olabilir. Yumurtlamanın, 28 günlük bir siklusun, son 10 gününde meydana gelmesi pek ender rastlanır bir olaydır ve bu gerçek bir doğum kontrolü doktrinine yol açmıştır. Bu yönteme «tehlikesiz dönem» ya da «OginoKnaus metodu» adı verilir. Bu doktrine göre, âdetin 18 ci gününden sonra gebe kalabilmek mümkün değildir. Nazarî olarak bu düşünüş tümüyle doğrudur; ne var ki, pratikte «tehlikesiz dönem»de gebe kalmış kadınlara pek sık rastlanılmaktadır. Bu da bazı vakalarda yumurtalamanın pekâlâ daha geç olabileceğini gösterir.

Överden atılan yumurta yedi günlük tehlikeli bir yolculuğa çıkar (Şekil 2). Gideceği yer, yedi santimetre kadar uzaktaki dölyatağıdır. Buraya giden tek yol dalgalı Fallop borusu (yumurtalık yolu) olup, içi birçok iniş  çıkışlar, küçük tepecik ve ovacıklarla doludur ve dölyatağına açılan deliği ancak bir kıl geçecek genişliktedir. Üstelik, yumurta kendi kendine hareket etme yeteneğine sahip olmadığından bu inişli çıkışlı, bol dönemeçli tünel içinde bir anlamda «otostop» yaparak ilerlemek zorundadır. İlk bakışta bu, imkânsız bir macera gibi görünürse de, yumurta yolculuğu kolaylıkla yapmakla kalmaz, bazen inanılmayacak kadar dolambaçlı yollardan, akla gelmez araçlarla hedefine varır. Sözgelimi, Fallop borularından biri ameliyatla alınmış olsun, ikinci tarafın da yumurtalığı çıkarılmış olsun. Bir taraftan çıkan yumurtanın dölyatağınm çevresini dolanarak öbür tarafın borusundan içeri girdiği görülmüştür. Bir Fallop borusunun zarı mikroskop altında incelendiğinde, bu zar üzerinde kılları andıran ufacık çıkıntılar (cilia titreyici kıllar) görülür. Kıllar, borunun içinde bulunan sıvıyı ve bu sıvının içinde yüzen herhangi bir cisimciği dölyatağı yönünde sürükleyecek biçimde sürekli olarak hareket halindedirler.

Yumurta bir kez överden dışarı atıldıktan sonra bu titreşime kapılarak yumurtalık yolunun huni şeklindeki ağzına sürüklenir ve buradan içeriye girerek yine aynı akıntı aracılığıyla ve ayrıca borunun kas dokusu duvarlarının sıkışıp, gevşemesiyle yavaş yavaş dölyatağına doğru itilir. Yumurta, Fallop borusu içindeki yolculuğun ancak üçte birini tamamladığı sırada önemli bir olay gelir başına: Spermatozoidlerle karşılaşır ve hemen oracıkta yeni bir hayat başlar. Görüldü

ğü gibi, hepimizin hayatı, kimsenin haberi olmadığı bir sırada ufacık, oynak bir spermatozoidin baştankara yumurtanın içine girmesiyle başlamaktadır.

Bu oynak spermatozoidler bazı yönleriyle, aşıladıkları yumurtadan daha ilginçtirler. Görünüşleri, dere kenarlarında rastlanan kurbağa yumurtalarını andırır; başları ovaldir, başlarının on katı uzunluğunda ve yılan gibi dalgalanan kuyrukları vardır. Uzunlukları yumurtanın çapının hemen hemen dörtte biri kadardır. Kabaca bir hesapla bunlardan 4 milyarının başı (bütün dünya nüfusunu yeniden yaratacak kadarı) bir pirinç tanesinin kabuğu içine rahatça sığar.

Kuyruklarını kırbaç gibi salladıklarından boylarına göre oldukça hızlı hareket eden spermatozoidlerin mikroskop altında kronometre ile ölçülen hızları dakikada 3 milimetredir. Dölyatağı ve oradan Fallop borularına doğru çıkarken, yumurtayı sürükleyen akıma karşı yüzmek zorundadırlar ve buna rağmen borunun içine bir iki saatte varırlar. Spermatozoidlerin başlıca özelliklerinden birincisi, sayıca çok fazla oluşlarıdır. Erkekte cinsel ilişkinin sonucu meydana gelen her fışkırma (ejakülasyon) ile yaklaşık olarak 300 milyon spermatozoid yola çıkar. Eğer bunlardan her biri bir yumurta ile birleşebilseydi, bir fışkırma sonucu 300 milyon bebek birden gelişmeye başlayacaktı. Düşünün, doğa insan türünün sürdürülmesi için ne denli cömert davranmaktadır! Döl yolu içindeki asit salgısı yüzünden milyonlarca spermatozoid ölse de, milyonlarcası kurtulur; dölyatağı ağzından içeri girer ve yukarıya doğru yüzerek Fallop borularına gider, orada yumurtayı beklerler.

Bu bekleyiş çok uzun sürmez, zira hayatları oldukça kısadır: Bir ya da iki günden fazla yaşamazlar. Daha önce de değindiğimiz gibi, yumurta da yumurtalıktan çıktıktan sonra ancak bir ya da iki gün için aşılanabilme yeteneğini koruyabilmektedir.

Bu durumda aşılanma ancak ovülasyonun (yumurtlamanın) gerçekleşmesi beklenen tarihten bir gün önce ya da onu izleyen iki gün içinde mümkün olabilmektedir.

Spermatozoid ile yumurtanın birleşmesi gibi önemli bir olay (insanlığın devamı buna bağlıdır) böylece basit bir rastlantıya bırakılmış olup, iki karşıt cinsin hücrelerinin birbirini son derece çekici bulmalarına bağlıdır. Yumurta ve onu bekleyen spermatozoid ordusu yaklaştıklarında, erkek

hücreler bir mıknatıs tarafından çekilen toplu iğneler misali yumurtanın üzerine saldırırlar. Bu ordunun erleri arasında ancak bir tanesi yumurtanın içine girmeyi başarır. Diğer spermatozoidlerin yumurtanın içine girmesine engel olan neden bilinmemekle birlikte, bir spermatozoid yumurtayı aşıladıktan sonra kapının diğer sevdalıların yüzüne kapanıverdiği kesinlikle saptanmıştır.

Bu olay gerçekleştiğinde yumurtayı meydana getiren bütün cisimciklerde sanki elektriklenmiş gibi güçlü bir hareketlenme görülür: Bilinmez bir güç bunları birbirine karış

tırmaktadır. Bu hareket giderek güçlenir ve sonunda aşılanmış yumurtanın içinde iki ayrı hücre oluşur. Bu bölünme durmaksızın tekrarlanarak yumurta 16, 32, 64, 128, v.b. hücre kümelerine ayrılır. Durmaksızın devam eden bu parçalanmaların yanısıra, yumurta dölyatağı boşluğuna doğru Fallop borusu içindeki yolculuğunu sürdürür.

Cinsiyetin Tayini: Gerek bir yumurtanın, gerekse bir spermatozoid başının güçlü bir mikroskop altında tetkikinde, bu hücrelerin içinde birtakım koyu renkli, yumurta ya da silindir biçiminde tanecikler bulunduğu görülür. Bu taneciklere kromozom denilir, karakteristik kalıtımsal özellikleri taşıdıkları gibi, oğulcuğun (embryon) cinsiyetini de tayin ederler.

Spermatozoid tarafından aşılanmamış bir yumurtayı inceleyecek olursak, her yumurtanın 23 adet kromozom taşıdığını görürüz. Biraz daha dikkatli bir inceleme sonucu, bunlardan bir tanesinin diğerlerinden farklı olduğu anlaşılır.

Cinsiyet unsurunu taşıyan işte budur. Bu diğerlerinden farklı, cinsiyet belirleyen kromozoma «X» kromozomu denir.

Spermatozoid de aynı şekilde 22 kromozom ve bir tane de atipik olan seks kromozomunu taşır. Fakat spermatozoidin cinsellik belirleyen kromozomu iki çeşittir; bir tanesine «X» kromozomu, diğer çeşidine ise «Y» kromozomu adı verilir. Birçok bilginin bu cisimcikler üzerinde yaptıkları ayrıntılı araştırmalar sonucu, artık kesinlikle şunu öğrenmiş bulunuyoruz: «X» kromozomlu bir spermatozoid tarafından aşılanan bir yumurtadan bir kız çocuk, «Y» kromozomlu bir spermatozoid tarafından aşılanan yumurtadan ise bir erkek çocuk doğmaktadır. Demek oluyor ki, doğacak olan çocuğun cinsiyeti aşılanma sırasında kesinleşmekte ve bu da yumurtaya giren spermatozoidin taşıdığı cinsiyet kromozomunun çeşidine göre olmaktadır.

Erkek doğurtan «Y» ve kız doğurtan «X» kromozomlarını taşıyan spermatozoidlerin adedi eşit olduğuna göre, doğacak çocuğun oğlan ya da kız olma şansı hemen hemen aynı olup, tamamen rastlantıya bağlıdır. Yine de bu şans oğlanlar tarafından biraz daha ağır basmakta, 100 kıza karşılık 106 oğlan çocuğu dünyaya gelmektedir. Ama her durumda doğacak çocuğun cinsiyetini babanın tohum hücresi, yani spermatozoid tayin etmekte, annenin tohum hücresi, yani yumurta, tarafsız kalmakta, aşılanışına göre kız ya da oğlan çıkarmaktadır. Sanırım, üst üste kız doğuran kadınların şikâyetçi kocalarının bu konuda aydınlatılmasında yarar vardır.

Cinsiyetle ilgili bu talih oyunu üzerinde söz sahibi olmak için deneyler yapılmışsa da, hiç bir sonuç alınamamıştır. Aynı nedenle hiç bir doktor, ilerlemiş gebeliklerde bile, çocuğun cinsiyetini önceden bilmek gücüne sahip değildir. Elbette birtakım tahminler yürütülebilir, fakat bütün bunlar bir ihtimalden ileri gitmeyen, doğru çıkabileceği kadar, yanlış olabilmesi de mümkün düşünceler olarak kalmaya mahkûmdurlar.

Bir önceki makalemiz olan Tüp Bebek Nedir ve Kimlere Uygulanır? başlıklı yazımızda tüp bebek ve tüp bebek tedavisi aşamaları hakkında bilgiler vermekteyiz.

Hakan Ceylan :